Sezenist, Gezgin, Yazar, Blogger ve Kırıklarınızın Alçısı.

The Queen’s Gambit

The Queen’s Gambit

The Queen’s Gambit

Bobby Fischer’i bilenleriniz vardır veya satranç ile ilgisi olanlar bu ismi mutlaka duymuştur. Bobby Fischer’in bolca kefaretini ödediği aslınd Bobby ile de alakası olmayan son zamanların popüler ve Netflix kalitesinin üzerinde mini bir dizi “The Queen’s Gambit”.

Bu ara blogta bir şeyler yazmaya zaman bulamazken 4 günde eşit bölüm sayıları ile izlediğim bu güzel dizi hakkında sizlere de ön inceleme olması amaçlı yazmak istedim. 7 bölümlük enfes ve gerçekten son zamanlarda kalitesi düşen Netflix orijin içeriklerinden kendini bir adım öne atıyor. İlk birkaç dakika ile zaten konuyu merak edip diziyi devam ettiriyorsunuz. Yani dizi sürükleyiciliği ile sıkmıyor. Yazı içeriğine satranç olarak girince ve özellikle satranç severlere hitap edince muhtemelen ve hatta yazının bu kısmını bile okumuyor olabilirsiniz fakat satranç öğretimi yada satranç oyununa yönelik bir dizi olmadığını size temin edebilirim.

Gelelim Bobby Fischer ile arasında olan onlarca benzerlikten bazılarına;

  • İkisi de babasız bir çocuk.
  • Fischer’ın annesi satrançtan para kazanıldığını anlayınca o turnuva senin bu turnuva benim misali koşturdu, Beth’inde üvey annesi dizide aynı rolde.
  • Fischer ABD’de yaşamayı reddedip İzlanda vatandaşı olarak gözlerini hayata kapatırken Beth ise ABD’ye dönmeyip dönemin Sovyetler’inde kalmayı tercih ediyor.
  • Fisher ve Beth Rusça öğrenip Rus satranç yayınlarını takip ediyor.
  • İkisi de en büyük final galibiyetini Sovyet büyükustasını yenerek elde ediyorlar.

buna benzer oldukça çok ve detaylı benzerlikler var tarihi drama dizimizde.

Diziyi farklı kılan bir diğer özellik ise başrolün hem kadın hem de problemli bir dahi olması. 60’lı yılları konu aldığı için özellikle erkek egemenliğinin daha fazla olduğu bir dönemde oldukça öne çıkması ki dizide sürekli erkek yarışmacılarla rekabet içerisinde. Sırf bunun için bile oturup izlenilebilir. Bu tarz aykırılıkları benim gibi takip etmeyi seven varsa direk izlemeye başlasın.

Dizide bu psike edilen dahi kız ise sıradanlıktan ve normallikten sıyrılarak kendi hikayesini yazıyor. Bu kızdan zaten evde nakış işlemesini yada sokakta arkadaşları ile cirit atması ile konu edinmesini bekleyemezdik. Bilakis bu tarz farklı konularda olması ve hayatının belli dönemlerinde yaşadığı düşüş, bunalım veya bağımlılıkları ile direkt zeka üzerine etki yapmasını söyleyebilirim. Çocuklar genelde model olarak anne veya babasından alırlar, Beth Harmon ise bu kötü alışkanlıkları ve bağımlılıklarını üvey annesinden ve öz annesinden alma. Hatta bu kısmı Fischer’in hayatını daha fazla bilenlerde aynı şekilde olduğunu anlayacaktır. Üvey annesi demişken; gerçekten mükemmel bir rol içerisinde ve onu izlemek benim için Beth Harmon’u izlemekten daha fazla keyif verdi. Gerçekten harikaydı. Marielle Heller’e alkışlarımı sunuyorum.

Netflix ayrıca Crown dizisini izleyenlerin bileceği üzere bu tarz dönem dizilerinde belli bir üst standarta sahipler. Saç şekilleri, kıyafetler, dinlenilen müzikler ve diğer tüm detaylarda kusursuz şekilde işlenmiş durumda. Bu konuda gerçtekten hakkını vermek gerek ve The Queen’S Gambit’de de bunu bir adım daha ileriye taşımışlar.

Ayrıca Netflix duygusal geçişleri de gözümüze sokmadığı içinde tebrik etmek gerekiyor. Herhangi bir sahnede beni güldürmek yada ağlatmak istediler fikrini kapılmadım. Bu cidden son zamanlarda baymıştı.

Benim için dizinin en güzel noktası ise mini dizi olması. Avantajını ise fazlası ile kullanışlar ki; tüm geçişler gerçekten oldukça güzel ve her konu üzerinde yeterince zamanı ayırıp tonlamasını doğruca sonlandırmışlar.

Kısacası Netflix kalitesinin çok üzerinde ve kaliteli bir yapım izlemiş oldum. Anya Taylor-Joy’un diğer film ve dizilerinde daha fazla kendisine dikkat etmemi de sağlayacak.

 1

0 Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir